|

Eefendiim 1987 yılının Ekim ayı, tam da ‘Dünya hayvanları koruma günü’nde doğmuş. Aksilik bu ya; o günden sonra peşi sıra gelen çeşitli hadiseler, zevata mizah dünyasının kapılarını aralamış. İlkokul yıllarında uslu bir çocuk olmakla beraber kısa zamanda arkadaş ortamlarının aranan fırlaması olmayı başarmış. Anlattığı fıkralar olsun oyunlardaki muzip mizacıyla olsun yıllar yılı gönüllerin top on listesinde 1 numarayı kimseciklere kaptırmamış. Çocukluk yıllarını kovalayan ortaokul süreci mizahını ve hayata olan bakış açısını hiç mi hiç değiştirmemiş belki ama onu daha çok geveze yapmış. Her güzelin bir kusuru olacağı gibi, güzelim suratın tam orta yerinde çıkan sivilce misali artık onun da bir kusuru vardır: Komiktir ama gevezedir de. Neyse o kadar kusur kadı kızında da olur demiş ve aldırmamış etrafa..
Derken lise yılları gelmiş. Artık bu piyasada yalnız olmadığını öğrenmek belki de ilk acı tecrübesi olmuş. Dişli rakiplerinden sıyrılmak, tâcını, tahtını korumak belki de Süper Mario’nun prensesi kurtarmasından daha zorlu bir oyun olacak. Kısa sürede rakiplerine ve de zorlu koşullara ayak uydurmuş. Uydurmuş uydurmasına ama bişey eksikmiş sanki. Hani ‘bu böyle gitmez arkadaş’ dedirten cinsten. Evet o eksik olan şey gün geçtikçe artan enerji patlamasıymış. Daha doğrusu bu enerjiyi evcilleştirecek olan çeşitli alanlarmış. Çok geçmeden bu konuda çeşitli açılımlar yaparak bir dizi sosyal faaliyet alternatifleri üretmiş bile. Bilgi yarışmaları olsun, efendime söyliyeyim sınıflar arası münazaralar olsun hatta okul tiyatrosu olsun hepsinin damar yoluyla tadına bakmış. Amma ve lâkin bu en son yenilen meyve bünyede ters tepki yapmış, muhtereme farklı bir kişilik katmış. O gün anlamıştır ki artık ne sanat O’nsuz ne de O sanatsız yapamazmış… ve gelecekte iyi bir tiyatro oyuncusu olabilmek adına nanik yapmadığı adam kalmamış.
Bir gün bir haber gelmiş kendisine. O hep istediği şey olmuş. Sahne onu çağırmaktaymış. Bu sese kulak vermiş ve Bağcılar Belediyesi’nde iki buçuk dönem tiyatro eğitimi alıp çeşitli oyunlarda hem boy hem de en göstermiş. Aynı döneme tanıklık eden bir de arkadaşı varmış. Aslında bu pis işlere de hep o bulaştırmış. Yetmemiş bir de tv programcılığına bulaştırmış. Ee ne var bunda demeyin. Sırf bu sebepten tam 2 yıl hafta içi beş gün Mavi Karadeniz Tv de program yapmak zorunda kalmış. Yetmezmiş gibi birde radyoculuğa itmemiş mi bizim muhteremi? İşin yoksa bide iki sene radyoda hem çocuk hem de büyüklere program yap. Olacak iş değilmiş doğrusu. Canına tak etmiş ve kafasına koymuş intikam almayı. Ve karar vermiş demiş ki her kim ki Nur HAKTAN’ abiyi görürse gördüğü yerde onu öpücüklere boğsun. Böylece benim de intikamımı almış olur.
Şimdi siz diyeceksiniz ki; sen bütün bunları nerden biliyorsun? Hatta sen de kimsin yahuu? Ee şey ben ta kendisiyim de…
|
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için